Multimedya Sanatında Bir Öncü: Teoman Madra
Salt, Türkiye’de medya sanatının erken dönem temsilcilerinden Teoman Madra (1931–2025) odağında kapsamlı bir araştırma süreci başlattı. Madra ailesi ile sanatçı ve akademisyen Selçuk Artut’un iş birliğiyle, sanatçının arşivine dayanan bu çalışma doğrultusunda 2027 yılında Salt Galata’da bir sergi gerçekleştirilecek. Sergi, Madra’nın az bilinen medya sanatı üretimlerini görünür kılmanın yanı sıra, müzik ve performansla kesişen disiplinler arası yaklaşımını, Türkiye’deki sanat çevresiyle kurduğu ilişkileri ve Ayvalık’ın kültürel mirasını korumaya yönelik katkılarını da çok katmanlı bir çerçevede ele alacak.
Dijital teknoloji ve sanatı bir araya getirerek 'deneysel sanat' akımına öncülük eden ve 93 yaşında hayata veda eden Teoman Madra, medya arkeolojisi ve arşiv araştırmalarına dayalı bir yöntem benimsemiştir.
Bu arşivler, Madra’nın görsel, işitsel ve metinsel içeriklerini gün yüzüne çıkararak, sanatçının yaratıcı süreci ve eserlerinin arka planını anlamaya olanak sağlamaktadır. Multimedya sanatı, dünyanın pek çok yerinde ortak kriterler ve yaklaşımlar çerçevesinde ele alınmış ve farklı sanatçılar tarafından çeşitli eserler üretilmiştir. Türkiye özelinde bu alanda yapılan çalışmalar söz konusu olduğunda, Teoman Madra’nın eserleri dönemine özgü biçimsel bağlam ve multimedya sanatının tarihine sağladığı katkılar açısından büyük önem taşımaktadır.
Deneysel Fotoğrafçılık Üzerine Çalışmaları: Işık Oyunları
Madra, 1955’te üniversite mezuniyetinin ardından zorunlu askerlik sırasında bir yüzbaşı aracılığıyla edindiği Voigtländer Vito B ile fotoğrafla tanıştı; bu ilk makine, sanatsal yöneliminin belirleyici başlangıcı oldu. “Işık Oyunları” adını verdiği seride Madra, müzik eşliğinde hareket ve ışığı uzun pozlama tekniğiyle bir araya getirerek soyut ve ritmik imgeler üretti. Canlı renkler ve akışkan desenler, izleyiciyi gerçeklikten koparan görsel bir evrene davet ederken; müzikle fotoğrafı buluşturan bu özgün yaklaşım, onun deneysel görsel dilinin temelini oluşturdu ve çalışmalarını daha geniş kitlelerle buluşturdu.
Madra’nın 1960’lardan 2010’lara uzanan üretiminin yalnızca döneminin ötesinde değil, aynı zamanda bugünün dijital sanat tartışmaları için de temel bir referans noktası olduğunu ortaya koyuyor.
Arşivin korunması, sınıflandırılması ve kamusal alanda görünür kılınmasına yönelik süren çalışmalar; Madra’nın “sistemsiz”, oyun temelli ve özgür üretim anlayışının sanat tarihindeki yerini daha net biçimde açığa çıkarmayı amaçlıyor. Bu süreç, Teoman Madra’nın hak ettiği sanatsal ve tarihsel konumun yeniden değerlendirilmesine önemli bir katkı sunuyor.
Kolektifin Belleği: İBB Koleksiyonları
İBB Sanat Koleksiyonları, ilk kez kapsamlı bir seçkiyle izleyiciyle buluştu. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan yüzyıllık sanat birikimini görünür kılan “Kolektifin Belleği: İBB Koleksiyonları” sergisi, Artistanbul Feshane’de açıldı.
Artistanbul Feshane’nin dokuzuncu sergisi olarak hayata geçirilen proje, İBB Sanat Koleksiyonları’ndan oluşturulan özel bir seçkiyle 187 sanatçının 627 eserini bir araya getiriyor. Sergi, Türkiye’nin kültürel ve sanatsal hafızasını farklı dönemler ve üretimler üzerinden okumaya imkân tanıyor. “Kolektifin Belleği: İBB Koleksiyonları” sergisi, 13 Aralık 2026 tarihine kadar pazartesi hariç her gün 10.00–20.00 saatleri arasında ücretsiz olarak Artistanbul Feshane’de ziyaret edilebilir.
15. yüzyıl
33.4 x 45.4 cm
Gala Modern ile Destek Yarışı
İstanbul Modern’in çocuklar ve gençleri sanatla buluşturmanın yanı sıra sergi ve eğitim programlarına sürdürülebilir katkı sağlamayı amaçlayan Gala Modern, 13 Aralık 2025 Cumartesi akşamı sanat, iş ve kültür dünyasından isimleri bir araya getirdi. Bu gecede, Maya Portakal Bitargil yönetiminde gerçekleştirilen Destek Yarışı kapsamında farklı kuşak ve coğrafyalardan sanatçıların üretimleri sanatseverlerle buluşurken; özel öğrenme gereksinimli 600 çocuk ve gencin sanatla buluşmasını hedefleyen “Buluşma” projesine de destek çağrısı yapıldı. Gecenin eş destekçileri ise Rolex’in İstanbul Temsilcisi Rhodium ile Sanlorenzo Türkiye Temsilcisi Trio Deniz oldu.
Türkiye’den ve dünyadan 13 sanatçı, güncel ve özgün üretimleriyle İstanbul Modern’e destek oldu. Müze koleksiyonunda yer alan sanatçıların bağışladığı yapıtlar, gecenin en dikkat çekici anlarından biri olan ’Destek Yarışı’ kapsamında sanatseverlerin ilgisine sunuldu.
Azade Köker’in geceye özel ürettiği yapıtın yanı sıra İrfan Önürmen, Güneş Terkol, Rasim Aksan ve Renée Levi’nin çalışmaları da geceye renk kattı. İstanbul Modern’de sergisi süren Ali Kazma, yedi parçalık arşivsel pigment baskı çalışmasıyla seçkide yerini aldı.
Thilo Heinzmann ve Danh Vo geceye bağışladıkları yapıtlarla destek sağlarken, Art Basel Unlimited’ın öne çıkan isimlerinden Antonis Donef geceye özel hazırladığı kolajla seçkiye katıldı.
Ali Kazma, İsimsiz (Işıklı Kutular), 2024
Azade Köker, Orkestra, 2025
Güneş Terkol, Arzu Yalayıp Geçti Bandosu, 2010
Ahmet Rüstem Ekici ve Hakan Sorar’ın ortak çalışması Metamorphosis Mechanica, Vespa Primavera 125’in yapay zekâ ve 3D baskı teknikleriyle dönüştürülmesiyle, geçmiş ile bugüne gönderme yapan çarpıcı bir sanat yapıtı olarak öne çıktı.
Gala Modern Destek Yarışı kapsamında müzenin sergi ve eğitim programlarına 29 milyon 600 bin TL katkı sağlandı. Ayrıca, özel öğrenme gereksinimli 600 çocuk ve genci sanatla buluşturmayı amaçlayan “Buluşma” projesi için destek çağrısı yapıldı.
Tony Cragg - Heykel Sergisi Dirimart’ta
15.12.2025 - 18 Ocak 2026
Dirimart Dolapdere, heykel sanatının önemli isimlerinden Tony Cragg’in kapsamlı sergisine ev sahipliği yapıyor. Bronz, ahşap, alüminyum ve çelik gibi farklı malzemelerle üretilmiş çok boyutlu heykellerin yer aldığı sergi, sanatçının son dönem çalışmalarına odaklanırken, eş zamanlı olarak geliştirdiği yeni üretimlerden bir seçkiyi de izleyiciyle buluşturuyor. Sergide giderek soyutlaşan, çok katmanlı heykel formları; organik yapı ile bilinçli tasarım arasındaki sınırları keşfetmeye davet ediyor.
Cragg’in endüstriyel malzemeler üzerine yıllara yayılan araştırmalarının bir devamı niteliğindeki bu yapıtlar, sanatçının geçmişten günümüze uzanan üretim çizgisindeki sürekliliğini görünür kılıyor. Hem küçük ölçekli hem de anıtsal heykelleri bir araya getiren sergi, galeri mekânından bahçeye uzanan yerleşimiyle izleyicilere farklı mekânsal ve algısal deneyimler sunuyor.
Contradiction, 2024 Ahşap 260 x 89 x 91 cm
Sergide yer alan bronz, ahşap, corten çelik ve taş heykeller, insan ile çevresi arasındaki ilişkiyi görünür kılarken, doğa ile yapay dünya arasındaki sınırları yeniden tartışmaya açıyor. 2011–2025 yılları arasında üretilen yapıtlar; ölçek, hacim ve denge kavramlarını malzemenin doğasından yola çıkarak yeniden tanımlıyor. Fiziksel ağırlıklarına rağmen güçlü bir hareket ve dinamizm hissi uyandıran heykeller, farklı biçim ve yüzeylerin bir araya gelmesiyle çarpıcı bir görsel dil oluşturuyor.
Turner Prize 2025 'in Kazananı Nnena Kalu Oldu | Sanatta Farkındalık
1984’ten bu yana İngiltere çağdaş sanatının en önemli ödüllerinden biri olarak kabul edilen Turner Prize’ın 2025 Edisyonunu kazanan İngiliz ve Nijeryalı sanatçı Nnena Kalu oldu.
Nnena Kalu, Cartwright Hall sergisinden
Geri dönüştürülmüş malzemelerle ürettiği katmanlı heykelleriyle öne çıkan Nnena Kalu, 25.000 sterlinlik ödülün sahibi oldu. Geri dönüştürülmüş bant, kâğıt, plastik ve kaset bantlarını katman katman sararak oluşturduğu yoğun dokulu heykelleri ve ritmik jestlerin izini taşıyan çizimleriyle öne çıkan Kalu, çağdaş sanat sahnesinde güçlü bir yer edindi. 59 yaşındaki Glasgow doğumlu sanatçı; öğrenme güçlüğü yaşayan ve sözlü iletişim becerileri sınırlı bir sanatçı olarak Turner Prize’ı kazanan ilk isim olarak sanat tarihinde önemli bir dönüm noktasına imza attı. Ödül töreni, bu yıl Birleşik Krallık Kültür Başkenti seçilen Bradford’da, dünyaca ünlü sihirbaz Steven Frayne (Dynamo) sunumuyla gerçekleşti. Renkli ve enerjik üretimleri ile tanınan Kalu’nun eserleri, jüri başkanı ve Tate Britain Direktörü Alex Farquharson, “Cesur ve etkileyici; aynı zamanda zarif bir inceliğe sahip.” sözleriyle değerlendirdi.
Nnena Kalu, Cartwright Hall sergisinden, Bradford
Nilbar Güreş: Kadife Bakış | Arter
11.09.2025 - 26.04.2026
Nilbar Güreş’in Türkiye’deki ilk kurumsal solo sergisi Kadife Bakış, küratörlüğünü Emre Baykal’ın üstlendiği kapsamlı bir seçkiyle Arter’de sanatseverlerle buluşuyor. Sergi, sanatçının insan ile insan olmayan, gerçek ile kurmaca ve temsil ile soyutlama arasındaki sınırları bilinçli olarak muğlaklaştıran çok katmanlı pratiğine odaklanıyor. Güreş’in erken dönem çalışmalarını yeni üretimleriyle bir araya getiren Kadife Bakış; resim, gravür, kolaj, fotoğraf, heykel ve video gibi farklı mecralarda üretilmiş yapıtları bir arada sunuyor.
Nilbar Güreş, Kadife Bakış, 2025
Hikâye anlatıcılığını eleştirel ve muhalif söylemlerle buluşturan Nilbar Güreş, insanların, hayvanların, bitkilerin ve mitolojik öğelerin iç içe geçtiği, her an yeniden şekillenen ilişkiler ağı içinde hayal edildiği renkli ve çoğul bir dünya kuruyor. Özellikle toplumsal cinsiyet normlarını sorgulayan bu eserler; dünyayı algılayışımızı belirleyen karşıtlık ve çatışma temelli yapıları beklenmedik bağlantılarla yerinden ederek yerleşik düşünce kalıplarını aşındırıyor ve izleyiciyi birlikte yaşamanın alternatif yollarını düşünmeye davet ediyor.
Medusa, Çünkü Bizi Şeytanlaştırıyorsunuz!, 2025
Sanatsal pratiğinin başlangıcından bu yana farklı mecraları ve üretim biçimlerini ayrım gözetmeksizin kullanan Güreş, kimi zaman tek bir fikri çeşitli mecralarda tekrar tekrar işlerken, kimi zaman da farklı mecraları tek bir yapıt içinde bir araya getiriyor. Sanatçının yapıtlarının vücut bulmasını sağlayan malzeme ve üretim yöntemlerindeki bu çeşitlilik; formların melezliği ve ötekileştirilmeye direniş gibi temel meselelerin taşıdığı çok katmanlı yapıyı da görünür kılıyor.
Kadife Bakış, Nilbar Güreş’in yirmi beş yılı aşkın süredir devam eden pratiğine geniş bir perspektiften bakma olanağı sunarken, sanatçının üretimini şekillendiren görsel ve düşünsel katmanların izini sürmeye davet ediyor.
Nilbar Güreş’in uluslararası arenadaki gelişmeleri de dikkat çekiyor. Sanatçı, 9 Mayıs – 22 Kasım 2026 tarihleri arasında düzenlenecek 61. Venedik Sanat Bienali Türkiye Pavyonu’nda Türkiye’yi temsil etmek üzere seçildi. Bu prestijli etkinlikte, şiirsel, eleştirel ve nükteli yaklaşımıyla toplumsal eşitsizlikler, kimlik meseleleri ve kültürel sembollere odaklanan çalışmalarıyla yer alacak olan Güreş’in eserleri, güncel sanatın global sahnesinde Türkiye’nin sesi olarak öne çıkacak. Türkiye Pavyonu’nun küratörlüğünü Başak Doğa Temür üstlenirken, seçimin sanatçının disiplinlerarası pratiğinin evrensel ve yerel bağlamları ustalıkla birleştirmesi nedeniyle yapıldığı vurgulandı.
İngiliz fotoğrafçı Martin Parr Hayatını Kaybetti
İngiliz belgesel fotoğrafçılığının önde gelen isimlerinden Martin Parr, 73 yaşında hayatını kaybetti. Renkli fotoğrafları ve ironik bakışıyla tanınan Parr, gündelik yaşamın sıradan anlarını toplumsal eleştiriyle buluşturan çalışmalarıyla çağdaş fotoğraf tarihinde önemli bir yer edindi.
Parr, 1980’lerin ortasında Merseyside’daki New Brighton’da tatil yapan işçi sınıfını konu alan “The Last Resort” adlı serisiyle uluslararası ün kazandı. Neşeli ve mizahi görünen bu fotoğraflar, aynı zamanda sınıf algıları ve tüketim kültürü üzerine tartışmalar yarattı.
Martin Parr | The Last Resort
New Brighton, England. 1983-85. © Martin Parr | Magnum Photos
Martin Parr | The Last Resort
New Brighton, England. 1983-85. © Martin Parr | Magnum Photos
1952 yılında İngiltere’nin Epsom kasabasında doğan Parr’ın fotoğrafla tanışması, amatör fotoğrafçı olan büyükbabası sayesinde erken yaşlarda başladı. 11 yaşında ilk fotoğrafını çeken sanatçı, gençlik yıllarından itibaren fotoğrafçı olmaya karar verdi.
Yaklaşık 50 yılı aşan kariyeri boyunca Parr; sahil kasabalarından alışveriş merkezlerine kadar İngiliz toplumunun gündelik ritüellerini, 1950’ler ve 1960’ların kartpostallarını andıran doygun renk paletiyle belgeledi. Çalışmaları, eğlenceli bir yüzeyin altında ciddi bir toplumsal gözlem barındırmasıyla öne çıktı.
New Brighton’da çektiği fotoğraflar ise, zamanın ruhunu yakalarken insanların sosyal sınıflara dair yerleşik algılarını sorgulayan güçlü bir görsel kayıt olarak değerlendirildi.
Martin Parr’ın fotoğrafları, gündelik yaşamın absürtlüğünü ve toplumsal yapıyı görünür kılan güçlü bir görsel arşiv olarak varlığını sürdürecek.